Genel

İNDİRİM Mİ, TÜKETİCİYİ AVLAMA TAKTİĞİ Mİ?

“Yüzde 50 + yüzde 20 + yüzde 10” şeklinde bir indirim olabilir mi?

Daha da önemlisi, böyle bir indirimi tüketici nasıl hesaplayabilir?

Tabirimi mazur görün ama adeta üniversite sınavı sorusu gibi!

Üst üste bindirilmiş, anlaşılması güç, tüketicide ciddi kafa karışıklığı oluşturabilecek bir indirim yöntemiyle karşı karşıyayız. Başka bir ifadeyle; indirim algısı oluşturarak tüketiciyi avlama taktiği… Yersen!

Tüketici zaten fiyatların neredeyse her gün değiştiği bir ortamda alışveriş yapmaya çalışıyor. Bir de karşısına ne olduğu tam olarak anlaşılmayan, matematik hesabı gerektiren kampanyalar çıkıyor.

Reklamın ana metnini okuduğunuzda “tüm ürünlerde indirim” yapıldığı belirtiliyor.

Ancak reklamın alt bölümüne, küçük puntolarla yazılmış dipnotlara baktığınızda birçok ürünün kampanya kapsamı dışında bırakıldığını görüyorsunuz.

Şaşırmayın!

Çünkü kampanya koşulları çoğu zaman okunamayacak kadar küçük ve silik puntolarla hazırlanıyor. Tüketicinin bunları okuyup anlaması adeta mümkün değil.

Dahası, indirimli satışın ne zaman başladığı ne zaman sona ereceği bile açık ve anlaşılır şekilde belirtilmeyebiliyor. Özellikle sadakat kartları üzerinden yapılan kampanyalarda ise başka bir sorun daha karşımıza çıkıyor: Referans fiyat gerçekten gerçek fiyat mı? Bir ürünün önce yüksek bir fiyat üzerinden gösterilip ardından “indirim adı altında daha düşük bir fiyata satılması, tüketicide büyük bir avantaj elde ettiği algısı oluşturuyor. Oysa tüketicinin gördüğü indirim ile gerçekte elde ettiği ekonomik avantaj aynı şey olmayabilir.

Bu durum, tüketicinin doğru bilgilendirilmesi ve yanıltıcı reklamların önlenmesi açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Adeta sazan sarmalı!

Tüketiciye daha fazla satış yapabilmek için bütün yöntemler deneniyor. Kıt kanaat geçinmeye çalışan tüketici, bir de art niyetli uygulamalar nedeniyle mağdur ediliyor.

Üstelik bütün bunlar olurken tüketicinin elinde ne var? 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun var. Reklam Kurulu var. Mevzuata aykırı hareket eden reklam verenlere yönelik ciddi yaptırımlar var.

Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre reklamları durdurma, aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası uygulama yetkisine sahip. Peki bütün bunlara rağmen neden hâlâ aynı sorunları konuşuyoruz? İşte asıl soru burada başlıyor. Cezalar yeterince caydırıcı mı? Bir tüketici, yanıltıcı olduğunu düşündüğü bir reklam nedeniyle Reklam Kuruluna şikâyette bulunduğunda dosyası ne zaman görüşülüyor? Karar ne zaman veriliyor?

Daha önemlisi, o reklam milyonlarca tüketiciye ulaştıysa ve milyonlarca liralık satış gerçekleştiyse, sonradan verilen bir ceza o tüketicilerin mağduriyetini gerçekten gideriyor mu?

Bir reklamın mevzuata aykırı olduğu tespit edilip ceza uygulanması elbette önemlidir.

Ancak milyonlarca tüketicinin o reklam nedeniyle alışveriş yaptığı, bir ürünü gerçek değerinden daha avantajlı olduğunu düşünerek satın aldığı bir durumda, yalnızca reklam verene ceza kesmek yeterli midir? Tüketicinin uğradığı zarar ne olacak? İşte burada sistemin yalnızca ceza kesen değil, tüketiciyi gerçekten koruyan bir yapıya dönüştürülmesi gerekiyor. Çünkü bugün tüketici, reklamı görüyor, kampanyaya inanıyor, alışverişini yapıyor. Aylar sonra reklamın mevzuata aykırı olduğu ortaya çıksa bile tüketicinin bundan haberi dahi olmayabiliyor.

Oysa tüketicinin korunması, yalnızca ihlal tespit edildiğinde firmaya ceza kesmekten ibaret olmamalı. Ve en önemlisi, cezanın miktarı elde edilen haksız kazancın yanında sembolik kalmamalı. Aksi halde ortaya çıkan tablo çok açık: Ne cezalar yeterince caydırıcı oluyor ne de denetim mekanizması tüketiciyi zamanında koruyabiliyor.

Reklam Kurulunun iş yükü, karar süreçlerinin hızı ve denetim kapasitesi de bu açıdan yeniden ele alınmalı. Çünkü tüketiciyi yanıltan bir reklamın aylar sonra durdurulmasının, o reklam milyonlarca kişiye ulaştıktan sonra verilmiş bir kararın ne kadar koruyucu olduğu tartışmalıdır. Tüketici hakkı, ihlal gerçekleştikten sonra verilen cezadan ibaret değildir. Asıl mesele, tüketicinin daha alışveriş yapmadan önce korunabilmesidir.

Sonuç olarak; Biz tüketiciye “daha dikkatli ol” demekle yetinemeyiz. Çünkü tüketicinin görevi kampanyanın matematiğini çözmek değil, ihtiyacı olan ürünü güvenilir ve doğru bilgiye dayanarak satın almaktır. Firmaların görevi ise tüketiciyi kandıracak formüller bulmak değil, dürüst ve şeffaf ticaret yapmaktır.

Eğer bu temel sorunları çözemezsek; tüketici mağdur olmaya, uyanık firmalar da tüketiciyi aldatmaya devam eder.

Ömer Keser

bilgi(@)omerkeser.com.tr

eetikett dergisini okumak için tıklayın

Son Haberler

Alihan Kuriş soruşturmasında 32 tutuklama: Bir adreste 200 kilo külçe altın ele geçirildi

Ankara’da “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturmasında aralarında Alihan Kuriş’in de bulunduğu 32 şüpheli…

7 saat ago

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’dan Mekke Savunma Anlaşması

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması imzalandı. Mekke'de imzalanan anlaşmaya göre üç…

1 hafta ago

Gıdada Güven Nerede Başlıyor, Nerede Bitiyor?

Geçtiğimiz günlerde Tahsildaroğlu markasına ait bir peynirde olmaması gereken listeria bakterisinin tespit edilmesi nedeniyle ürünlerin…

3 hafta ago

Muğla’da orman yangını

Muğla'nın Seydikemer ilçesinde çıkan orman yangınına havadan ve karadan yoğun şekilde müdahale ediliyor. Bayır Mahallesi'ndeki…

3 hafta ago

DOA’NIN BEDELİNİTÜKETİCİYE Mİ ÖDETİYORLAR?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) uygulaması, çevreye…

4 hafta ago

e-Devlet’in en çok kullanılan uygulamaları SGK hizmetleri oldu

Bakan Işıkhan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, dijitalleşme sayesinde kapasitelerini güçlendirerek, vatandaşlara daha hızlı ve etkin hizmetler sunduklarını…

4 hafta ago